4 Eylül 2017 Pazartesi

beklerim


bir gün bile uzak olma  benden , çünkü gün uzun
bitip tükenmeyen saatler ve dakikalar kadar uzun
durmuş bir zamanda , donmuş bir insan gibi , yani anlatamayacağım kadar uzun
trenler var ya trenler , bir yerlerde saklanıp da uzun uzun uyuduğunda
insanlar istasyon sıralarında  nasıl bir sabırla beklerse, işte öyle beklerim seni.

bir saat bile gitme benden , çünkü saat çalar uykuyu
açık gözlerime yerleşir o saat ve gidişinden bu yana  uykusuzluk siler uykuyu
damla damla su gibi gözlerimden akar ve birikir uykusuzluk  saat içinde
bir evi arayan kara bir duman , dolaşıyor kapıda pencerelerde
uykusuz beklerken kaybolan bu yüreği o öldürür belki de ...

Şiir: Neruda , Düzenleme:Ahmet Erkan Köseoğlu

17 Haziran 2017 Cumartesi

hüzün


Biz aşıklar için en güzel zaman , hüzünlü bir duruştur
Aşk bizi yakar ,  yanarız ama , ateş de hüzün için bir duruştur
Hem zaten biz mahzun bir nebinin ümmeti değilmiyiz?
Aşk yarası yarimdir , yarim de yaram , yaraya da  ilaç , hüznü bir duruştur

Rubai:Şems , Düzenleme:Ahmet Erkan Köseoğlu

15 Haziran 2017 Perşembe

sen ben sen


ben benmiyim , sen senmisin ,  ben senmiyim , bilemiyorum
hem ben benim , hem sen sensin , hem sen bensin diyemiyorum
ben seninle  öyle bir oldum ki sevgili  sevgilim
ben sen miyim , sen ben misin , ben benmiyim , sen senmisin , göremiyorum

Rubai:Rumi , Düzenleme:Ahmet Erkan Köseoğlu

8 Haziran 2017 Perşembe

hicri dokuzuncu sene muhammed (s.s)


bir şey vardı  sanki ve içine doğmuştu , suskundu,  konuşmuyordu
sadece gördükleriyle  selamlaşıyor ve sanki  her gün  biraz daha yaşlanıyordu
oysa sadece yirmi ak vardı sakalında
ve uzun uzun su içen develere baktığında
deve güttüğü  zamanlar geliyordu  hatırına.
sanki cenneti görmüş, sanki  yaratılışa şahit olmuş ve sanki bir aşka düşmüştü
alnı geniş, yanakları düzgün, kaşları ince ve gözleri saklı  gülüştü
boynu, gümüş bir testinin boğazına benziyordu.
ve bazen tufanın sırlarını bilen bir Nuh gibi bakıyordu.
ona danışmaya gelenler için her zaman adildi
kimi konuşur , kimi güler , kimi de inkar ederdi
sessizce dinler ve en son sözü o söylerdi
dilinden  zikir hiç eksik olmazdı
çok az yer, karnının üzerine bir de taş bağlardı.
hiç boş durmaz, arada bir koyunları sağar, başlarını okşardı
elbiseleri eskiyince, yere oturur  ve bir yama yapardı
artık genç değildi, eski gücü yoktu ama herkesten fazla oruç tutardı
altmış üç yaşında, bir ateş geldi ve sardı vücudunu
Kuran'ı son bir kez  karşılıklı okudu
sonra, sancağı teslim etti ve konuştu
mahzundu ve bakışlarında, yurdundan sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı
"Ey insanlar, artık aranızdan ayrılma vakti geldi
ömür biter, hayat gelip geçer
biz, karanlıktaki birer zerreyiz, yüce olan sadece O'dur
O'ndan başka rehberim ve O'nsuz bir değerim yoktur
eğer herhangi birinize bir kötülük yaptıysam, çıksın ortaya
kime bir fiske vurmuşsam, o da bana vursun...
işte şimdi Allah benim adımı andı! duymayanlar da  duysun!
topraktan insan, nurdan nebiyim
İsa'dan sonra dini tamamlamaya geldim.
İsa ise ne tanrıdır ne de oğlu
O gülü koklayan bakire Meryem'den doğdu.
unutmayın, ben de bir faniyim
kuruyan bir balçıktan  başka bir şey değilim...
işlediğimiz her bir günahın bedeli , korkunç bir haşere olsaydı
cehenneme çevirirdi o karanlık mezarı
ve cehennem ehli bedeni tekrar tekrar yenilenir
ve o azgın kurtlar  hep yeniden kemirir...
benim kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir
bir sözüm korkutur, bir sözüm müjdecidir;
bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım
böyle geçen bir ömrü de nihayet tamamladım
şimdi Allah'a gidiyorum ve dünyayı size bıraktım.
O'na inanıp teslim olun , işte bu islam dini
ve hiç kimse  günahsız değildir , ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi
namaz kılın, alnınız değsin yere
zira o dayanılmaz cehennem ateşi, yere kapanmayan bedenleri yakar sadece...
ey insanlar size sesleniyorum
vakit doldu, ebedi bir aleme gidiyorum"...
bütün bir halk ağlıyordu  ve evine kadar beraber gidildi
bütün bir halk  bekledi ve geceyi taşların üzerinde geçirdi
ertesi sabah, gün ağardığında  Ebubekir kıldırıyordu namazı
Muhammed ise dinliyordu yatakta ve kıpırdıyordu sadece ağzı
ölüm meleği çıka geldi , ikindi vakti
"girebilir miyim" diye müsaade istedi
O'nunsa gözleri dünyaya açtığı ilk günkü gibi
ışıl ışıl parlıyor ve gülüyordu sanki
melek ona  "Allah seni bekliyor" dedi
O da biraz doğrulup "memnuniyetle" dedi.
ve bir an aralandı dudakları , sanki bir gülümseme gibi
son nefesini verdi

Şiir:Victor Hugo , Düzenleme:Ahmet Erkan Köseoğlu