8 Şubat 2013 Cuma

Çizgideki Şiirler



Yaşadığım hayat çizgim boyunca en duygulu , en çoşkulu zamanlarımda bana eşlik eden , yol gösteren , ilham veren bir çok şiir , bir çok şarkı oldu .İşte bunların arasından seçtiğim 30 tanesini  uzun bir süreden beri bu blogdaki çizgisinden sizlerle de  paylaştım .Çok sevdiğim bu şiir ve sözlerden derin hatırası olan iki tanesini ise o anki duygularıma umutlarıma göre birazcık düzenledim.
Umuyorum bu şiirleri ve sözleri  her okuduğunuzda , dinlediğinizde sizde de bende uyandırdığı duygu dolu hayranlıkları ve hiç bitmeyen umutları her koşulda yeniden yeşertir ve yaşatır .

Çizgideki tüm usta şairlere sevgiyle ve hürmetle selam selam.

Sürçü lisan ettimse affola.

şimdilik bitti.

1985-2013
Ahmet Erkan Köseoğlu

rindlerin akşamı


Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasından güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece.
Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,

Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül.
Ya lale açmalıdır gögsümüzde yahut gül.

Şiir:Yahya Kemal Bayatlı


Not: rind kısaca gönül adamı demektir

6 Şubat 2013 Çarşamba

çocukluğum


Affan Dede'ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

Şiir:Cahit Sıtkı Tarancı

4 Şubat 2013 Pazartesi

kuş hatıraları


benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu , bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu , sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

yerli malı kullanan , yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık , tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan , biraz naif ama hep umutlu...

özlerdik , memleketteki halamızı , ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu , akşam komşuluklarını , radyo tiyatrolarını
sabah ezanını , kalaycıyı bozacıyı , Münir Nurettin şarkılarını
Orhan Boran yarışmalarını , kandil gecelerini , duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını , akşam oturmalarını ve hayatı...

top oynardık , ip atlar kedi kovalar , taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalarımızın elinden yazlık sinemaya gider
Sadri Alışık , Vahi Öz , Belgin Doruk , Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozlar içer , güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.

hepimizin birer yıldızı vardı , onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri olmazdı.
bir değirmendeydik öğütülen , öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.

ben çorbalardan tarhanayı , yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan Harmanı belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk ,
ziller bozuk , paralar bozuk ama adamlar sağlamdı.

bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin , bu şehrin yıldızları vardı.

ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı
Mersin muz cennetiydi.
Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar
Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu , bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı , gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı memleket kadar
kalbimizi paylaştığımız komşularımız vardı.

geceleri bekçimiz  gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceplerimizde kırık misketlerimiz  çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz  bir aile fotağrafımız vardı.

bir sabah bütün iyi şeylerin  Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi  aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra Ayvansaray'ın suları çekildiğini yazdı  gazeteler
Süheyla hanımın Raci beyin  Melahat Mehveş ablanın
Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense  ama yok , ama yoklar artık.

ne Harman sigarası kaldı geriye
ne Olimpos gazozu  ne Sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey Maltepe sigarasının  her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile  büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?

hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri  ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar ? onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup  rüyalarınıza uğramadılar mı ?
onlar da mı yalandı ?

Şiir:İbrahim Sadri

1 Şubat 2013 Cuma

karadut


Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

Şiir:Bedri Rahmi Eyüboğlu